Yarı kaçamak bir sevdaydı bizimkisi… Ben sana geldikçe sen kaçtın benden. Ama bariz bir kaçış değildi bu. Kaçıyordun ama sanki beni de peşinden sürüklemek için uğraşıyordun. Peki o zaman neden kaçıyordun? Seni kovalamaktan her yoruluşumda şöyle bir durdun. Kendince biraz dinlendin ve sanki bana “Hadi başarabilirsin, hemen neden pes ediyorsun” dercesine yaklaştın. Tam ben azıcık kendimi toplayıp ayağa kalktığımda sen yine başlattın aynı serüveni. Peki neden hep kaçıyordun? Neden sürüklüyordun beni peşinden? Kaçmasan, beraberce yol alsak, zorluklara karşı beraber dirensek olmaz mıydı? Ki bilirsin, asla senin üzülmene kıyamazdım. Seni üzecek her şeye düşman gibi bakardım. Bazen kendime bile düşmandım bu yüzden. İstemeden, farkında olmadan ve hatta bilinçsizce bile olsa her seni üzüşümde kendimden çıkarırdım bunun acısını. Sen bilmezdin, bilmeliydin de. Zaten sen mutluyken ben bayram havasındaydım. Hele de bazen zoraki bile olsa ufacık bir sevgi sözcüğü söylemez miydin? O anda sanki dünya benim olurdu. Sanki artık kaçmayı bırakmış, sende yorulmuşsun ve sıkılmışsın bu kovalamaca oyunundan, yeter artık tut elimden beraber ilerleyelim dermişsin gibi gelirdi bana. Ama kısa sürerdi bu mutluluğum. Azıcık toparlandığımı ve kovalamaca oyununa ara verdiğimizi fark ettiğin anlarda yeniden başlardık.

Hatırlıyor musun ilk tanıştığımız günleri. Ne ben kovalardım ne de sen kaçardın. Sadece konuşurduk. Konunun ne olduğu da önemli değildi bizim için.  O an ikimiz içinde önemli olan tek şey birbirimizle aramızda bir köprü kurmaktı. Temeli sağlam ve zemini geniş bir köprü… Aslına bakarsan kurmuştuk ta o köprüyü. Ta ki bendeki yerin değişinceye kadar. Ne zaman ki artık sadece konuşmak değil hep yanında olma isteği duymaya başladığımı anladın, o gün başladık kovalamaca oynamaya. Sadece beni yıpratmadı bu oyun. Aramızdaki köprüde sallanıyordu artık. Durduramıyordum. Çok zor bir durumdu bu. Bir yanda sen vardın ve sürekli yol alıyordun ileriye doğru. Bir yanda sallanan köprümüz. Ben hem seni kovalayıp hem de onu kurtarmaya çalışıyordum. Sen ise bunun farkında gibi benim dayanma sınırlarımı zorluyordun. Bakalım ne kadar dayanacak? O da diğerleri gibi yeter artık diyecek mi? Der gibiydin. Yoruldum bir tanem. Yoruldum artık. Korkma söylediğim her şey gerçekti. Asla seni sevmekten vazgeçemezdim. Sadece artık ne yol almaya ne de arkamızda kalan o köprüyü kurtarmaya dermanım kalmadı. Ama bu demek değil seni sevmiyorum. Hala canımdan çok seviyorum. Sadece artık koşamıyorum. Ben bulunduğum noktadan ileri gidemiyorum. Sen belki şimdi diyeceksin “Sende diğerleri gibi çıktın hatta belki de çabuk sıkıldın”. Hayır bebeğim. Ben hep dedim ne onlar gibiydim ne de sıkıldım. Ben asla seni sevmekten sıkılmadım ya da senden uzaklaşmadım. Zaten sadece sen varsın artık benim için ve ben sadece senin için yaşıyorum. Sen buna izin versen de vermesen de…

Sen bilmezsin, senin hep benimle olduğun gibi bende hep seninleydim. Gece olunca resmini öperdim sanki “iyi geceler bebeğim, Allah rahatlık versin” dermişçesine. Her anımda hep seninleydim. Sen yorgunken bende yorulurdum. Sen üzgünken içimi tarif edilmez sıkıntılar kaplardı. Elimin kolumun bağlı olduğunu ve hiçbir şey yapamadığını hissetmek kahrederdi beni. Oysa senin için dünyayı yerinden oynatmaya bile hazırdım ben. Zaten öyle olmasa bu kadar süre kovalayamazdım senin kaçışlarını. Ama dedim ya yoruldum ve koşamadığım için yaklaşamıyorum sana o nedenle artık sadece senin izin verdiğin kadar yakınım sana…



Etiketler:,